Ramûzül Ehadis'te, "Herhangi bir sıkıntı anında Allah'ın kullarından yardım isteyin!" diye hadis olduğu söyleniyor. Sahih midir? Mümkünse mâlumat verebilir misiniz?
Bu hususta hadis-i şerif vardır. Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki:
Bir çölde gidiyorsunuz. Hayvanınız elinizden kaçtı. Size yardım edecek bir kimse yok... Uçsuz bucaksız bir yer... Koşup yetişmeniz mümkün değil... Yiyeceğiniz, içeceğiniz hayvanınızda... Çaresizsiniz. Ne yapacaksınız şimdi?.. "Ey Allah'ın erenleri, evliyası; bana yardım edin! Bana medet eyleyin, inâyet eyleyin!" diye söyleyin! Çünkü, Allah'ın bazı vazifeli kulları vardır, yardıma gelirler." diyor Peygamber Efendimiz... Râmûzül Ehâdis'te var bu hadis-i şerif...
Ben de hayatımda denemiş ve öyle olduğunu fiilen görmüş bulunuyorum.
Güncel Meseleler / Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendi
Ebû Râfi' in hanımı Selma (Radıyallahu Anha) şöyle buyurmuştur:
Bir kere Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evin üstünde otururken:
"Ey Selma! Bana yıkanma suyu getir." buyurdu.
Bunun üzerine ben gidip ona içinde Sidr (temizlemede kullanılan Arabistan kirazı denilen bir ağacın) suyu bulunan bir kap getirdim ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İÇİn onu süzdürdüm. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) içi lif (Hurma ağacının kabuğu) dolu olan bir minder üzerine diz üstü çöktü, ben onun başına su döktüm o da başını yıkadı.
Şüphesiz ki ben, başından kaba damlayan her bir damlaya bakıyordum sanki onlar parlayan incilerdi. Sonra ona bir su getirdim başını yıkadı (duru-ladı). Yıkamayı bitirince: "Ey Selma! Kaptaki suyu kimsenin basmayacağı bir yere dök" buyurdu. Bunun üzerine ben kabı alıp içindekinin bir kısmını İçtim diğerini döktüm.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
"Kaptaki suyu ne yaptın?" diye sorunca, ben "Ya Resulallah! Toprağı kıskandım da bir kısmını ben içtim, sonra kalanını yere döktüm." dedim. O zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
"Git! Muhakkak ki bu sebeple Allah seni ateşe haram kılmıştır." buyurdu.
(Taberanî, Mu'cem-i Evsad, No:9217,10/103)
Hadisi Şerifin raviyesi Selma (Radıyallahu Anha) , Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in halası Abdülmuttalib kızı Safiyye (Radıyallahu Anha) nın azatlısıdır, aynı zamanda kendisine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in azatlısı ve hizmetçisi de denirdi. O Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İn oğlu İbrahim (Aleyhisselâm) ın ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İn klZl Fatima (Radıyallahu Anha) validemizin oğullarının ebesiydi. Selma (Radıyallahu Anha) Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) ile beraber Hazret-i Fatima (Radıyallahu Anha) anamızın yıkanmasında da bulunmuştur. Bu validemiz hazreti Hamza (Radıyallahu Anh) m avdan dönerken önüne çıkıp Ebu Cehil'in Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e yaptıklarını haber vererek, Ebu Cehil'in kafasının yarılmasına ve Hazreti Hamza (Radıyallahu Anh) in müslüman olmasına sebep olmuştur. (İbni Abdilberr, El Kurtubî, El İstîâbp ma'rifeti'l-Ashab, No:3417,4/418, İbni Hacer, El İsâbe, No:571,8/112)
İmam-ı Nevevî (Rahimehullah) ın beyanına göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in kanının ve idrarının temizliğine bu hadis-i şerifler delâlet etmektedir, zira Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kanını ve idrarını içenleri görmüş ve bunu inkâr etmemiştir ki bu onun takriri demektir. (Nevevî, Şerhu 'l-Mühezzeb, 1/233)
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Cübbesiyle teberrük:
Ebubekr-i Sıddık (Radıyallahu Anh) in kızı Esma (Radıyallahu Anha), Kisra'ya mensup (Acem hükümdarlarının giydiği) ipekten yaması bulunan, kenarları dîba (kalın kıymetli ipek) ile geçilmiş taylasanlar (iki parmak genişliğinde ipekten uzun şeritleri olan) cübbesini çıkararak (göstererek):
"İşte bu, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in cübbesidir, bu cübbe vefatına kadar Aişe (Radıyallahu Anha) nın yanında idi. O vefat edince ben aldım. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu giyerdi, biz de onu hastalar için yıkıyoruz (suyunu onlara içiriyoruz) onunla şifa talebediliyor." dedi.
(Müslim, Libas ve ziynet-2, No:2069,3/1641)
İmam-ı Nevevî (Rahimehullah) in beyanına göre, bu hadis-i şerif salihlerin eserleriyle teberrükte bulunmanın müstehab olduğuna delâlet etmektedir.
(Sahih-iMüslim, Şerhü'n-Nevevî, 14/44)
İpek giymek erkeklere haram ise de bu hadis-i şeriften elbisedeki alem (iki üç parmak genişliğindeki ipek şerit) in caiz olduğu anlaşılmaktadır.
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer..
Vav Harfi, Allah’ın Vahid ismini ve birliğini simgeler.
Ebced hesabında 6 rakamına dektir ki ; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir.
Harfi med olduğu gibi, kasem harfidir. Aynı zamanda, iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaçtır.
Not: Lale süsleme sanatında Allah’ı c.c. sembolize eder.
VAV!
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.
O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.
Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.
Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der. Buna anlamca vaveyla denir. Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.
Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır. Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri. Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve ALLAH insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı; "Sabır ve namazla ALLAH’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve ALLAH’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir" Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!” Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...
Hucviri’nin Keşfu’l–Mahcûb’da, Abdulkadir Geylani’nin Sirru’l–Esrar’da belirttiği gibi orucun hakikati imsaktır; kendine hakim olma, nefsi kontrol altında tutma, geçici ve bayağı arzulara galip gelmedir. Oruç tutmanın amacı da burada saklıdır. İmsakın şartları vardır: Bunları mideyi yemek ve içmekten koruduğun gibi, gözü harama ve gayr–i meşru cinsi arzuları uyandıran şehvete bakmaktan, kulağı gıybetten dedikodudan ve boş şeyleri dinlemekten, dili yararsız sözlerden., bedeni ise dünyaya bağlamak ve İslam’a muhalefet etmekten korumaktır. İşte o zaman bu, hakiki oruç olur.
Ebu Hamid Gazali İhya’da orucun üç derecesi olduğunu belirtir:
1. Avamın orucu:Yemek, içmek ve şehveti terk etmektir.
2. Havasın orucu: Göz, kulak, dil, el gibi organları günahlardan sakındırmaktır.
3. Hassu’l–havas’ın orucu: Kalbi Allah’tan başkasından (masivadan) arındırmaktır. En’am: 91’de buyurulduğu gibi: “Allah de! Sonra onları bırak, dedikleri dedikoduda oynayadursunlar”.
Ebu Hamid Gazali İhya’da seçkinlerin orucunun şu şartları taşıdığını belirtir: Gözü kötülüklere bakmaktan alıkoymak. Kalbi Allah’ın zikrinden alıkoyan “şeylere” bakmamaktır. Dili yalandan, dedikodudan, iftiradan, boş konuşmadan vs. korumak, Allah’ın zikri ile dili meşgul etmek Kulağı, haram ve mekruh seslerden alıkoymak. Çünkü söylenmesi haram olan her nesnenin dinlenilmesi de haramdır. Diğer organları da haramlardan sakındırmak. İftarda tıka–basa yememek. Çünkü nefsi dizginlemek isterken bu yolla nefsi azgınlaştırıyoruz. İftardan sonra orucunun öz–eleştirisini yapmak. Korku ile ümit arasında olmak.
İbadetlerin bir kabuğu bir de içi vardır. Örneğin ceviz, asıl olan içtir. Ancak iç’in varlığı da dışa kabuğa bağlıdır. Nihayet yenilecek kısım iç kısımdır.
Şah Veliyyullah, Huccetu’llahi–Baliga’da orucun sırlarını şöyle sıralar: Nefsi dizginler. Ruhu her türlü kirden temizler. Melekî yetenekleri güçlendirir. Gönül huzura kavuşur. Cennetin kapılarını açar. Cehennem kapılarını kapatır.
Semerkand'ın Kardeş Dergisi Olan Aylık Medeniyet- Kültür- Aktualite Dergisi MOSTAR Ağustos Sayısında Ayın konusu "Zamanı Aşan Bazı Kasabalar " Bölümünde Kemaliye'ye (Eğin'e) yer verdi.
Zamanı Aşan Bazı Kasabalar Sevgili okuyucularımız. Ağustos sayımızı, sıcak yaz günlerini de dikkate alarak hazırladık. Sürekli tatillerden, tatil beldelerinden, özellikle sahillerden bahsedilir yaz gelince. Biz, Anadolu’da büyük bir kültürün nöbetini tutan “bazı kasabalar”ı dosya konusu yapmayı uygun gördük. Dört kasabayı merkeze aldık dosya için: Safranbolu, Eğin (Kemaliye), Beypazarı ve Göynük. Elbette Anadolu’nun gösterişli kasabaları bunlarla sınırlı değil. Siz bu saydıklarımızı, bu tür kasabaların bir numunesi kabul edin. Dosya çerçevesinde, ünlü mimar Turgut Cansever’le, fazla teknik olmayan bir röportaj gerçekleştirdik. Yararlı olacağını düşünüyoruz.
Eğin Dedikleri Bir Ufak Şehir
Eğin’in küçük bir şehir olduğunu söylemem, kasabalarına düşkünlükleriyle tanınan Eğinlileri sevindirir. Gerçi benim hatır tarafı ağır basan sözüme ihtiyaçları da pek yoktur. Alman gezgin Moltke, Eğin’i Amasya şehri ile kıyaslayıp Eğin’in Amasya’ya göre daha azametli ve daha güzel olduğuna karar vermiş. Ona göre Eğin’in dağları Amasya dağlarından daha heybetli, nehri ise Amasya’nın nehrinden daha ehemmiyetlidir. Devamı... Yazar: Bekir Şamil POTUR